Yoğun bakımın ardından odamdaki ilk günler hiç
ziyaretçi gelsin istemedim. Çünkü her gelene en azından gülümsemek zorundaydım
ve zorunlu olan her şey bana sıkıntı veriyordu. Acıyan, buğulu bakışlara baygın
gözlerle karşılık verip kafamı salladım durdum. Dil gereksizdi. İlk günlerdeki
rüyalarım da etkileyiciydi. Çok ciddi ve acilen çözmem gereken bir sorunum
vardı ama ne olduğunu bir türlü kavrayamıyordum. Birkaç kez yanımdakilere
“benim sorunum ne?” diye sormuş olmalıyım. Üç gün sonra başımda tek bir sorun
değil pek çok sorun olduğunu anladım, algılarım açıldı ve gece hemşiresinin
uzun boylu ve siyah saçlı olduğunu fark ettim. Aynı gün, hem dışarıda yağmur
yağıyordu, hem de ameliyat sonrası ilk mutluluğumu yaşadım: önüme bir bardak su
kondu ve acele etmeden içebileceğim söylendi. Bunu söyleyen sesin ne kadar
berrak, şefkatli ve sevilesi olduğunu düşündüm. Daha sonraki gün ise küçük bir
peynir, komposto ve yoğurttan oluşan mükellef kahvaltım geldi ve ziyafet
sonrası vücudumun çeşitli yerlerine sokulmuş arsız plastik borular sırası ile
çıkarılmaya başladı. Benimle ilgili bu faaliyetler moralimi oldukça düzeltmiş
ve kulaklarımdaki tıkanıklıkları gidermiş olmalı ki her gün ziyaretime gelen
doktorların ne dediklerini de yavaş yavaş anlamaya başladım. Operasyon zor
olmuş, birkaç komplikasyon yaşanmış ama sonuç başarılıymış, Operasyon bölgeleri
tamamen temizlenmiş ki bu çok iyi bir durummuş.. “Zordu ama başardık” hem
ameliyatı yapanları yücelten hem de benimle ilgili amaca ulaşıldığını gösteren
övünç ve moral dolu gururlu bir ifade idi.
Hastanede geçirdiğim diğer günlerde öncelikle yürüme
egzersizleri, sonra birtakım oyuncaklara üflemeler, sık sık ziyaretime,
hatta sohbetime gelen hemşireler, bana kitap okuyan karım, bilgisayar
ekranından seyrettiğimiz Özgü Namal’ın iki tane filmi hastane odasını sevimli
ve sıcak bir yer haline getirdi.
Okuduğumuz kitap bir polisiye idi. Hikayenin kahramanı
Cihangir’de yaşıyordu ve bir yandan işinin gereği sorunlarla uğraşırken bir
yandan da bölgenin marjinal insanları ile ilgileniyordu. Adı Suat olan bu
dedektifin bir kadın olduğunu kitabın ortalarına
doğru algıladık. Kitabı baştan tekrar okumak istedim ama sonra vaz
geçtik.
Bu işin ustası olmuş bir hemşire yattığım yerden
saçlarımı yıkadığında kendimi bir kez daha çok iyi hissettim. Sık sık yağan
yağmur da odanın geniş camlarına vurup küçük derecikler oluşturduklarında
seyretmesi çok güzel ışık oyunları ve izlemeye değer bir manzara oluşuyordu.
Acılarımı unutup camdaki yansımaları seyrederken işte bu benim hayal gücümü
zorlayacak ve kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacak diye düşündüm. O gün ve
hastalığımın daha sonraki dönemlerinde buna benzer birçok küçük yeniden doğum
yaşadım. Hayal gücüm çok da fazla zorlanmadı ve çeşitli dönemlerimde
yazdıklarımı, bir kısmını filme çekmeyi ve kurgulamayı başardığım kısa
senaryolarımı düşündüm. Işık oyunlarının büyüsüne kapılmamak ne mümkün! … ve
ağrılarımı, dertlerimi bastırıp, hastaneye getirdiğim bilgisayarı göğüs hizamda
duran yemek masasının üstüne koyup başladım yazmaya.
Hepinize iyi seneler!
artık çok uzakta kaldı o günler.....
YanıtlaSilAilesinde mebzul miktar kanser olan, kendi de olacağını düşünen biriyim. Size çok geçmiş olsun. Geçsin ve bir daha gelmesin.
YanıtlaSilİyi seneler,
Sarper Günsal
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilYazilarinizi zevkle okudum. Umarim en kisa zamanda bu hastaligi tamamiyla geride birakirsiniz. Ama lutfen yazmaya devam edin. Hepimizin birbirimizin tecrubelerinde ogrenecegi cok sey var.
YanıtlaSilCok tesekkurler paylasimlariniz icin.