29 Aralık 2014 Pazartesi

AMELİYAT - 3/HASTANE


Yoğun bakımın ardından odamdaki ilk günler hiç ziyaretçi gelsin istemedim. Çünkü her gelene en azından gülümsemek zorundaydım ve zorunlu olan her şey bana sıkıntı veriyordu. Acıyan, buğulu bakışlara baygın gözlerle karşılık verip kafamı salladım durdum. Dil gereksizdi. İlk günlerdeki rüyalarım da etkileyiciydi. Çok ciddi ve acilen çözmem gereken bir sorunum vardı ama ne olduğunu bir türlü kavrayamıyordum. Birkaç kez yanımdakilere “benim sorunum ne?” diye sormuş olmalıyım. Üç gün sonra başımda tek bir sorun değil pek çok sorun olduğunu anladım, algılarım açıldı ve gece hemşiresinin uzun boylu ve siyah saçlı olduğunu fark ettim. Aynı gün, hem dışarıda yağmur yağıyordu, hem de ameliyat sonrası ilk mutluluğumu yaşadım: önüme bir bardak su kondu ve acele etmeden içebileceğim söylendi. Bunu söyleyen sesin ne kadar berrak, şefkatli ve sevilesi olduğunu düşündüm. Daha sonraki gün ise küçük bir peynir, komposto ve yoğurttan oluşan mükellef kahvaltım geldi ve ziyafet sonrası vücudumun çeşitli yerlerine sokulmuş arsız plastik borular sırası ile çıkarılmaya başladı. Benimle ilgili bu faaliyetler moralimi oldukça düzeltmiş ve kulaklarımdaki tıkanıklıkları gidermiş olmalı ki her gün ziyaretime gelen doktorların ne dediklerini de yavaş yavaş anlamaya başladım. Operasyon zor olmuş, birkaç komplikasyon yaşanmış ama sonuç başarılıymış, Operasyon bölgeleri tamamen temizlenmiş ki bu çok iyi bir durummuş.. “Zordu ama başardık” hem ameliyatı yapanları yücelten hem de benimle ilgili amaca ulaşıldığını gösteren övünç ve moral dolu gururlu bir ifade idi. 

Hastanede geçirdiğim diğer günlerde öncelikle yürüme egzersizleri, sonra birtakım oyuncaklara üflemeler,  sık sık ziyaretime, hatta sohbetime gelen hemşireler, bana kitap okuyan karım, bilgisayar ekranından seyrettiğimiz Özgü Namal’ın iki tane filmi hastane odasını sevimli ve sıcak bir yer haline getirdi. 

Okuduğumuz kitap bir polisiye idi. Hikayenin kahramanı Cihangir’de yaşıyordu ve bir yandan işinin gereği sorunlarla uğraşırken bir yandan da bölgenin marjinal insanları ile ilgileniyordu. Adı Suat olan bu dedektifin bir kadın olduğunu kitabın ortalarına doğru algıladık. Kitabı baştan tekrar okumak istedim ama sonra vaz geçtik.

Bu işin ustası olmuş bir hemşire yattığım yerden saçlarımı yıkadığında kendimi bir kez daha çok iyi hissettim. Sık sık yağan yağmur da odanın geniş camlarına vurup küçük derecikler oluşturduklarında seyretmesi çok güzel ışık oyunları ve izlemeye değer bir manzara oluşuyordu. Acılarımı unutup camdaki yansımaları seyrederken işte bu benim hayal gücümü zorlayacak ve kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacak diye düşündüm. O gün ve hastalığımın daha sonraki dönemlerinde buna benzer birçok küçük yeniden doğum yaşadım. Hayal gücüm çok da fazla zorlanmadı ve çeşitli dönemlerimde yazdıklarımı, bir kısmını filme çekmeyi ve kurgulamayı başardığım kısa senaryolarımı düşündüm. Işık oyunlarının büyüsüne kapılmamak ne mümkün! … ve ağrılarımı, dertlerimi bastırıp, hastaneye getirdiğim bilgisayarı göğüs hizamda duran yemek masasının üstüne koyup başladım yazmaya.


Hepinize iyi seneler!

4 yorum:

  1. artık çok uzakta kaldı o günler.....

    YanıtlaSil
  2. Ailesinde mebzul miktar kanser olan, kendi de olacağını düşünen biriyim. Size çok geçmiş olsun. Geçsin ve bir daha gelmesin.

    İyi seneler,

    Sarper Günsal

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Yazilarinizi zevkle okudum. Umarim en kisa zamanda bu hastaligi tamamiyla geride birakirsiniz. Ama lutfen yazmaya devam edin. Hepimizin birbirimizin tecrubelerinde ogrenecegi cok sey var.
    Cok tesekkurler paylasimlariniz icin.

    YanıtlaSil