Yaşadıklarımı
tarih sırası ile anlatıyorum lütfen en
baştan başlayın ama herhangi birinden de başlayabilirsiniz elbette.
"bilmiyorum kalmış mıdır
adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
hala bir umut var mıdır
çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
hala bir umut var mıdır
çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
sadece rüzgarlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim, yani bizim için..
kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
senin ve benim, yani bizim için..
(Murathan Mungan)
Ben;
bir hastalık ve çöküntü modeli olarak ben ama sarılmasını seven ve hala bu
konuda ısrarlı olan ben 4 aylık hayat dilimlerimi yaşamaya devam ediyorum.
Enerjik değilim, bu da hayatıma genel anlamda mutluluk çıtasının yükselmesi
olarak yansıyor ama hiç ummadığım anlarda yaşadığım küçücük
duygularda mutluluğu hissedebiliyorum. Doğaya, hayvanlara daha yakınım. Kendime
ise çok ama çok yakınım. Hücrelerimi bile hissedebiliyorum.
Kanserle
yaşamak, teşhis, korkular, tedavi süreçleri, yaşamında, çevrende olan
değişiklikler, ilişkilerin yeniden tanımı, tüm bu süreçler insanı acıyla daha
samimi hale getiriyor, hatta kimi zaman elele tutuşturuyor. Ama her
şey o kadar da kötü değil!
İnsan
acı çektiğinde veya çok acı çektiğinde mutluluk düşünsel olarak da eylemsel
olarak da daha önemli ve kıymetli hale geliyor. Ama belki de daha kolay. Acı
çekmek, karanlıkta kalmak ışığı daha kolay algılamayı sağlıyor. Burnunun
dibinde duranları da görmeye başlıyorsun sanki ışık bir delikten geçip oraya,
göremediğin noktaya odaklanıp sana yardım ediyormuş gibi. Bir şeyler
anımsamaya başlıyorsun, hoş şeyler, sonra bunlar birleşip başka bir duygu
oluşuyor. Işık geziniyor odanın içinde ve hatırladıkların çoğalıyor, duyguların
coşuyor, başka bir bütün oluşturuyor. Artık ne hatırladığını ve duygunu tam
olarak anlayamıyorsun, bilmiyorsun, bilsen de algılayamıyorsun. İşte
bu diyorsun, tam olarak bu; hayal dünyan anılarla buluşur, dalga dalgadır,
hissi çok kısa sürer. Ne kadar kısa sürdüğünü algılaman da hissin devamına
neden olur. İnsanın yüzüne ılık havada hafif hafif vuran bir yel gibidir.
İnsan
kanseri kuşkusuz tek başına değil, çevresi ile birlikte yaşıyor. Psikolojik
gerilimler, hastanın çeşitli dönemlerde yakın bakıma gereksinim duyması, kimi
vakalarda acı dozunun yüksekliği vb sonucu, ilişkiler değişiyor, zedeleniyor,
hatta parçalanıyor ama bunların önem sırası daha altta. Kanser nedeni ile
ızdırap çekmek ya da ızdırap çektiğini zannetmek insanı daha asil,
daha bilge filan yapmıyor, ızdırap çekmek çoğu zaman bireyi azaltıyor, acı,
değerden düşürüyor.
Öncelikle
hastalığın yarattığı içsel sorunların, hastalığı yaşayanlar açısından ilk elde
değerlendirilmesi konuyu daha çekici kılacaktır. Bu yaklaşım, yani benim
yaklaşımım bir kanserlinin yaklaşımı. Filmlerin bile benim için yapıldığını
düşünmeye başladım sanırım. Hasta olmayan kişiler açısından neyin önemli
olacağını bilemiyorum. Kanserle savaşma gibi bir konu öne çıkıyorsa, filmlerde
az da olsa kontrollere yönelik bir özendirme olmalı ama böyle bir filme hiç
rastlamadım.
Çevresel
sorunlara vurgu yapan bir belgeselde insanlık olarak çok hızlandığımızı, her
konuda çok hızlı yol aldığımızı söylüyordu, mesafe ölçüsü artık dakikalar mı
oldu? Diye sordu. Ne kadar uzaklıkta? sorusuna daima zaman birimini
kullanarak cevap verdiğimi fark ettim. Evet çok hızlandık ve gittikçe de
hızlanıyoruz. Yavaşlığa hiç kimsenin tahammülü yok, hatta hoşgörü bile
gösterilmiyor. Hücrelerimiz bu hıza dayanmıyor başkalaşıyorlar. Yavaşlamamız
lazım!
Vücudunuzu
kontrolden geçirmek ve olası hastalıkların erken teşhisini sağlamak için genetik kodlar
aramaya çok gerek yok, bu herkesin yapması gerekli bir şey. Özellikle vücudun
yorgunluk dönemlerinin başladığı 40 lı yaşlardan itibaren bu kontrollerin önemi
daha da artıyor. Kimi kontrollerde alınacak tedbirlerle bazı kanser türlerinin
oluşumu engellenebiliyor. Mesela kolonoskopi ile tespit edilecek poliplerin
alınması ile kolon kanseri riski yok edilebiliyor. Klişe laflar gibi görünse de
bu tür söylemlerin çok fazla tekrarlanmasında yarar var çünkü çoğu insan
bunları dinlemiyor ya da önemini algılamıyor.
Zaman
geçiyor ve şunu öğreniyorum: Hiç bir şey dayanılamayacak kadar kötü değildir…
Ölümü
içimde taşıyorum; genetik bir kodda veya kusurlu bir organda ve vücudumda
süregiden bir savaş var. Elbet birgün barış sağlanır.
Hoşçakalın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder