12 Ocak 2015 Pazartesi

KEMOTERAPİ

Kemoterapi çok eğiticidir. Evet, acı çekmeyi öğretir ve aynı zamanda sizi kırılgan yapar. Konuşurken sözcükleriniz azalır, geride yazılı hiçbir şey bırakmak istemediğiniz anlar olur ve asla şiir yazamazsınız. Kemoterapi tedavisi hayatın önemli paradokslarından biridir.  Sizi tedavi etmeye çalışırlar ama sağlığınız bozulur. Tarımın verimliliğini sağlayıp yaşamın devamını sağlayan böcek ilaçlarının kansere neden olması gibi. Sevimsiz bir oyun! Hastane çıkışından 1 ay sonra 6 aylık kemoterapi tedavim başladı. (tedavinin başlangıcı için ameliyatın etkilerinin büyük ölçüde geçmesi bekleniyor) İlk tedavime giderken yalnızca bir şeyden emindim: midem bulanacaktı. Kemoterapi odası pek çok hastanın bir arada, bir perdeyle ayrılmış bölgelerde rahat koltuklarda oturup ya da uzanıp tedavi gördükleri bir yer. Hastalar genellikle yaşlı insanlar ve tedaviye yanlarında genç insanlarla veya yakınlarıyla birlikte geliyorlar.  

Ağır hastalarda ve ağır dozlarda tedaviler özel odalarda yapılıyor, çünkü hastalar birkaç gün hastanede kalabiliyorlar. İlk kez buraya gelenler şaşkınlık ve tedirginlik içinde çevrelerine bakarken hemşireler ön bir eğitim yapıyorlar ve uzun uzun konuşarak anlatmak yerine size kısa ve uzun vadede başınıza gelebilecekler ile ilgili bir sürü bilginin yazılı olduğu kağıtlar veriyorlar. Hastaların çoğunun bu yazılanları okumadığını, okusa bile doğru algılamasının pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Ancak ana başlıklara takılıyorlardır: “Mide bulantısı, kusma, ishal, halsizlik” vs. Ayrıntılardaki yakıcı ve asıl mide bulandırıcı bilgilere kimsenin dikkat ettiğini veya kendi üzerine alındığını sanmıyorum. Ben, ev ödevi bilincimin yüksekliğinden olsa gerek, bu kağıtların hepsini dikkatle okudum. Çoğunda olası yan etkilerden söz ediyor ama her bünyede bu yan etkilerin farklı olabileceği konusunda uyarılar bulunuyordu. Benim algım, ana başlıklar dışındakilerin benle ilgisinin olmadığı ve olmayacağı idi. (Bu durumdan hemşirelere de söz ettim ve buna bayıldılar) Tedavi, içinde ilaçlar bulunan şişelerin sırası ile tekerlekleri olan insan boyunda askılara asılarak kan damarından bana verilmesi şeklinde. Tedavi 15 günde bir yinelenecek, toplam 12 kür. 6 saat kadar süren her seans sırasında hastanede geçirilen süreyi kitap okumak için ve zaman zaman da yazmak bir fırsat gibi gördüm, 6 ay boyunca sadece kemoterapi sırasında okuduğum 3 kitap bitirdim. Hastanede okuduklarımız gibi polisiye romanları tercih ettim, heyecanlı ve sürükleyici!. Hastanede kemoterapi sırasında gösterdiğim bu performans ilgi çekmiş olacak ki, bir televizyon kanalı için, kanser tedavisi tanıtımı için yapılan çekimler sırasında odak noktası oldum. Kemoterapi sırasında hastalarımız öyle rahatlardır ki kitaplarını okuyarak vakit geçirirler! Hem de hayal güçlerini kullanıp yazı, öykü bile yazabilirler (Çekimler NTV'de yayınlandı)

Kemoterapi sırasında, ilaç verilen gün ve ertesi gün dışında normal hayatıma devam etmeye çalıştım. Yaşadıklarım filmlerde gördüğümüz klozete kusma sahnelerinden oldukça farklı ve daha karmaşık idi. Algılarım oldukça değişikti; özellikle sesler kulağıma çok farklı geliyordu, ve ışık her zaman çok parlaktı. Tedavinin sonuna doğru durum biraz değişti; yoruldum sanırım ve pek dışarı çıkamaz oldum. “Dışarısı” ile en uzun temasım apartmanın kapısı ile araba arasındaki mesafe olmaya başladı. Evde geçirdiğim uzunca sürelerde ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum ama daha sonraları yaşayacağım, hastalığa ilişkin yoğun düşünme seansları henüz başlamamıştı. Çocuklukta olduğu gibiydi hastalığa yaklaşımım: hastalanırsın, sana bakarlar ve geçer; en iyisi ben şu yeni aldığım puzzle ile uğraşayım. 

Hemşirelerin şefkatli yaklaşımları ile desteklenen süreç planlandığı gibi tamamlandı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder