Kemoterapi çok eğiticidir. Evet, acı çekmeyi öğretir
ve aynı zamanda sizi kırılgan yapar. Konuşurken sözcükleriniz azalır, geride
yazılı hiçbir şey bırakmak istemediğiniz anlar olur ve asla şiir yazamazsınız.
Kemoterapi tedavisi hayatın önemli paradokslarından biridir. Sizi tedavi
etmeye çalışırlar ama sağlığınız bozulur. Tarımın verimliliğini sağlayıp
yaşamın devamını sağlayan böcek ilaçlarının kansere neden olması gibi. Sevimsiz
bir oyun! Hastane çıkışından 1 ay sonra 6 aylık kemoterapi tedavim
başladı. (tedavinin başlangıcı için ameliyatın etkilerinin büyük ölçüde geçmesi
bekleniyor) İlk tedavime giderken yalnızca bir şeyden emindim: midem
bulanacaktı. Kemoterapi odası pek çok hastanın bir arada, bir perdeyle
ayrılmış bölgelerde rahat koltuklarda oturup ya da uzanıp tedavi gördükleri bir
yer. Hastalar genellikle yaşlı insanlar ve tedaviye yanlarında genç insanlarla
veya yakınlarıyla birlikte geliyorlar.
Ağır hastalarda ve ağır dozlarda tedaviler özel
odalarda yapılıyor, çünkü hastalar birkaç gün hastanede kalabiliyorlar. İlk kez
buraya gelenler şaşkınlık ve tedirginlik içinde çevrelerine bakarken hemşireler
ön bir eğitim yapıyorlar ve uzun uzun konuşarak anlatmak yerine size kısa ve
uzun vadede başınıza gelebilecekler ile ilgili bir sürü bilginin yazılı olduğu
kağıtlar veriyorlar. Hastaların çoğunun bu yazılanları okumadığını, okusa bile
doğru algılamasının pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Ancak ana başlıklara
takılıyorlardır: “Mide bulantısı, kusma, ishal, halsizlik” vs. Ayrıntılardaki
yakıcı ve asıl mide bulandırıcı bilgilere kimsenin dikkat ettiğini veya kendi
üzerine alındığını sanmıyorum. Ben, ev ödevi bilincimin yüksekliğinden olsa gerek, bu kağıtların hepsini dikkatle okudum.
Çoğunda olası yan etkilerden söz ediyor ama her bünyede bu yan etkilerin farklı
olabileceği konusunda uyarılar bulunuyordu. Benim algım, ana başlıklar
dışındakilerin benle ilgisinin olmadığı ve olmayacağı idi. (Bu durumdan
hemşirelere de söz ettim ve buna bayıldılar) Tedavi, içinde ilaçlar bulunan
şişelerin sırası ile tekerlekleri olan insan boyunda askılara asılarak kan
damarından bana verilmesi şeklinde. Tedavi 15 günde bir yinelenecek, toplam 12
kür. 6 saat kadar süren her seans sırasında hastanede geçirilen süreyi kitap okumak
için ve zaman zaman da yazmak bir fırsat gibi gördüm, 6 ay boyunca sadece
kemoterapi sırasında okuduğum 3 kitap bitirdim. Hastanede okuduklarımız gibi
polisiye romanları tercih ettim, heyecanlı ve sürükleyici!. Hastanede
kemoterapi sırasında gösterdiğim bu performans ilgi çekmiş olacak ki, bir
televizyon kanalı için, kanser tedavisi tanıtımı için yapılan çekimler
sırasında odak noktası oldum. Kemoterapi sırasında hastalarımız öyle
rahatlardır ki kitaplarını okuyarak vakit geçirirler! Hem de hayal
güçlerini kullanıp yazı, öykü bile yazabilirler (Çekimler NTV'de
yayınlandı)
Kemoterapi sırasında, ilaç verilen gün ve ertesi gün
dışında normal hayatıma devam etmeye çalıştım. Yaşadıklarım filmlerde
gördüğümüz klozete kusma sahnelerinden oldukça farklı ve daha karmaşık idi.
Algılarım oldukça değişikti; özellikle sesler kulağıma çok farklı geliyordu, ve
ışık her zaman çok parlaktı. Tedavinin sonuna doğru durum biraz değişti;
yoruldum sanırım ve pek dışarı çıkamaz oldum. “Dışarısı” ile en uzun temasım
apartmanın kapısı ile araba arasındaki mesafe olmaya başladı. Evde geçirdiğim
uzunca sürelerde ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum ama daha sonraları
yaşayacağım, hastalığa ilişkin yoğun düşünme seansları henüz başlamamıştı.
Çocuklukta olduğu gibiydi hastalığa yaklaşımım: hastalanırsın, sana bakarlar ve
geçer; en iyisi ben şu yeni aldığım puzzle ile uğraşayım.
Hemşirelerin şefkatli yaklaşımları ile desteklenen
süreç planlandığı gibi tamamlandı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder