25 Kasım 2014 Salı

KANSER ANILARIM

Kanser Anılarım

Yazının başlığı bir gerçeği gizliyor ve bu hastalığı magazinleştiriyor ama daha ilgi çekici olması ve yazdıklarımı daha çok kişinin okuması için böyle yazdım. “anılarım” kelimesi,  medyada sıkça gördüğümüz “kanseri yendi” başlıklarını çağrıştırıyor ve bu hastalığın “yenilebilir” olduğu üzerine bir vurgu yapıyor. Dünya üzerinde, Kanser olan pek çok insan kanser olduğunu öğrenmeden ve bunun farkında olmadan yaşıyor ve ölüyor. Pek çok insan da yaşadıklarını kadere yorup yaşadıklarına teslim oluyor. Bunların dışında insanlar elindeki olanaklarla olduğu kadarı ile veya daha güçlü ve etkin bir biçimde mücadele ediyorlar. Ben bu ikinci gruptayım ve kimi dönem etkin biçimde, kimi dönem daha yılgın bu işle uğraşıyorum. Evet, ne yazık ki “insana yakışan” ve “kaliteli” hastalıklardan biri olmayan kanser ile bir birey olarak uğraşmak belli bir süre sonra günlük yaşamınızın içine giren, mesaiye gider gibi saatleri ve kuralları olan, üstünüzde çeşitli patronların yer aldığı bir “uğraş” ve “iş” halini alıyor.  Yani, toplumun “sözü fazla edilmeyecek” ve belki de “utanılacak” hastalıklar arasına koyduğu ve bu hali ile çokça paylaşılmayan kanser ne yazık ki bu hastalığa yakalananlar için bir “anı” olamıyor.  Bana “nasılsın, günün nasıl geçti?” diye soran birine günlük kanser faaliyetlerimi (ilaç, çeşitli kürler, beslenme, vücut bakımı vb) anlatamıyorum. Oysa ki, mesela grip olsam, yukarıdaki soruya sadece gripten söz ederek cevap verebilir, hatta bunu tek konu haline getirebilirim.

Biraz uzun oldu ama bence kanser a) geçip giden, “anı” haline gelen bir hastalık değil, b) kanserden söz etmekten tabulaştırılmış derecede kaçınılıyor ve bu konuda toplumun bilgilendirilmesi magazin  düzeyini aşamıyor (kanser ile ilgili yayınlanan haberlerin çoğunun yanlış veya eksik olduğunu görüyorum) 

Ben, sekiz yıldır bu “işin”, pek çok tedavi yöntemini öğrendim, türkiye'de kanser konusunda neredeyiz konusunda çeşitli  kurumlar ve daha önemlisi hastalar açısından bilgi birikimim oluştu ve konuya hastalığı yaşayanların cephesinden bakan biri olarak paylaşımlarda bulunmak istiyorum. Soruları olan veya yazdıklarım üzerinde değerlendirmeler yapanlar olursa paylaşımlara devam edeceğim.

Şimdilik işin biraz mizahi tarafından bakarak yaşadığım sürece ilişkin küçük pasajlar yazmak istiyorum:

Kemoterapinin Faydaları:
İki kez 6 aylık sürelerle kemoterapi tedavisi gördüm. Kemoterapi, yani ilaç tedavisi, bilimsel araştırmalarla kanser hücrelerini öldüreceği  tespit edilen bazı ilaçların karışımlar halinde çeşitli yöntemlerle  bir program dahilinde vücuda verilmesi işlemi. Bu ilaçlar öyle pek bildiklerimiz gibi değil, eczanelerde satılanlardan biraz daha farklı ve çoğu bir eczacı kontrolünde hazırlanıyor. (kişinin kilosuna, durumuna ve tedavideki aşamasına vb birçok faktöre bağlı olarak miktarlar ve karışımlar değişebiliyor) Bu 1 senelik süreçte yaşadıklarımı düşününce, kemoterapinin yararlarını sizlerle paylaşmak istedim. İşte onlar:

  • İstediğin her şeyi istediğin kadar yiyebiliyorsun, çünkü nasıl olsa yediklerin kısa bir süre sonra bir yolla dışarı atılıyor.
  • Bunca özgürce yemene rağmen, en klas diyet reçetesi ile veremediğin kiloları verip incecik bir vücuda ve gençliğini aratacak bir görüntüye sahip oluyorsun.
  • Cinsel isteklerin ve hayatın sıfıra indiği için gülümseyen bir melek gibi oluyorsun, saf, temiz ve sıkıntısız.
  • Uyurken, mide ve boşaltım sistemindeki sıkıntılar nedeni ile bol bol rüya görüyor oluyorsun. Bunlar her ne kadar, ayakkabını kaybetmek, arabanı bulamamak gibi terletici türden rüyalar olsa da yine de araya karışan parçalarla zaman zaman zevkli oluyor. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar rüya görmemiştim.
  • Bu rüyalar sayesinde edebi  yeteneklerin de oldukça gelişim gösteriyor. Bir bakıyorsun şiir veya korku hikayeleri yazmaya başlamışsın
  • Kıllarının önemli bir kısmını kaybettiğin için yumurta gibi olup, traş olmak denilen sıkıntıdan kurtuluyorsun. Üstelik kısa mesafe yarışçısı isen, hızın artıyor.
  • İstediğin her şeyi yapabilmek için başka bir bahaneye gerek kalmıyor. Hep anlayışla ve şefkatle karşılanıyor, şımarık ev çocuğu oluyorsun.
  • Normalde günlük olarak yaşadığın pek çok gerginlik, korkular, tasalar hepsi yok olup yerlerini en büyük kardeşlerine bırakıyor.
  • Evde geçirdiğin uzun zamanlar sayesinde yıllardır okunmayı bekleyen kitapları yalayıp yutuyorsun.
  • Çeşitli televizyon dizilerini, yayınlandığının ertesi günü yakalayıp, hızlıca seyretme ve arkadaşlarına anlatma olanağına kavuşuyorsun.
  • Rakı içebileceğin, belki seyahate  bile çıkabileceğin günlerin yaklaştığını düşünüp ciddi bir sevinç duymaya başlıyorsun.

İşte böyle.   Hoşçakalın
Ahmet Karagöz


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder